ANA SAYFA FİRMAMIZ REFERANSLARIMIZ BİZE ULAŞIN
 

HIRSIZ ALARM

CCTV KAMERA SİSTEMLERİ KARTLI VE ŞİFRELİ GEÇİŞ ELEKTRONİK ÖDEME SİSTEMİ

YANGIN ALARM

 GÖRÜNTÜLÜ KAPI TELEFONLARI PERSONEL DEVAM KONTROL SİSTEMİ OTOMASYON SİSTEMLERİ
ÜST ARAMA DEDEKTÖRLERİ MÜZİK VE ANONS SİSTEMLERİ BEKÇİ TUR KONTROL SİSTEMİ DİĞER ÜRÜNLER
MAĞAZA GÜVENLİK SİSTEMLERİ UZAKTAN KUMANDA SİSTEMLERİ BARİYER VE TURNİKELER TEKNİK BİLGİLER
 

Hırsız alarm sistemleri

CCTV Kamera sistemleri

Yangın alarm sistemleri

Kartlı ve şifreli geçiş sistemleri

Personel devam kontrol sistemleri

 

Elektronik ödeme sistemleri

Üst arama dedektörleri

Mağaza ürün güvenlik sistemleri

Görüntülü kapı telefonları

Müzik , anons ve seslendirme sistemleri

 

Uzaktan kumanda sistemleri

Bekçi tur kontrol sistemleri

Bariyer ve turnike sistemleri

Otomasyon sistemleri

Diğer ürünler

 

HIRSIZ ALARM SİSTEMLERİ

İnsanoğlunun varoluşuyla birlikte girmiş gündemimize "Güvenlik". Önce sadece can korkusuymuş insanları güvenlik önlemleri almaya iten neden. Vahşi doğadan ve vahşi hay­vanlardan korunmak için ilkçağ insanları mağaralarda yaşamayı tercih etmiş. Eski Amerikan yerlileri " indianlar ", yani şu anda Arizona eyaletinin, New Mexico'nun bulunduğu yerlerde yaşayanlar kendilerine göre bir güvenlik sistemi oluşturmuşlar. Yüksek mağaralarda yaşayanlar "ip merdi­ven" yöntemi kullanırlar ve giriş çıkış işlemlerini merdivenle gerçekleştirirlermiş. Bu ip merdivenler sayesinde bir saldırıya uğradıkları zaman ipi çekerler ve kendilerini korurlarmış.

 

            Şu anda Çin için büyük bir turizm girdisi sağlayan Çin Seddi yi­ne güvenlik nedeniyle kurulmuş. Çin Seddi'nin yapımına M.O. 400. yüzyılda  başlanmış. Seddin yapımında yüzbinlerce kişi ça­lışmış. Çin Seddi tamamlandığında 4 bin mil, yani yaklaşık 6 bin kilometre uzunluğa erişmiş. Sadece 0 zamanın değil bugü­nün bile harikalarından biri sayılan ve aşılamaz denilen Çin Seddi, Moğol hükümdarı Cengizhan tarafından M.S. 1200 yılın­da aşılmış ve Çin ele geçirilmiş. 1 949'da da dönemin hükümeti tarafından bütünüyle tamir edilen Çin Seddi turizme açılmış.

 

            Yine güvenlikle ilgili olarak bir suç işlemenin karşılığındaki ce­zai yaptırım tarihte ilk olarak M.Ö. 1757 yılında Babil'de Hammurabi Kanunları ile başlamış. 0 zaman Babil'de yaşayan insanların hükümdar tarafından belirlenen belli sorumlulukları varmış ve bu sorumluluklara uymayan insanlara da cezaya uğrarmış. Antik Yunan'da ise insanlar güvenlik nedeniyle şehirlerde bir arada yaşamışlar. "Polis" kavramının dünya literatürlerine ilk girişi de bu dönemde olmuş. Dışarıdan gelebilecek olan tehditlere karşı polis teşkilatı kurulmuş. İnsanlık tarihindeki ilk gizli ajanlar ise Yunan kolonilerinin yaşadığı Sparta'da varolmuş. Bu ajanlar ekonomik olarak orta ve düşük seviyedeki insanlardan seçilmiş ki, diğer insanların arasına rahatça karışarak bilgi toplasınlar diye. Adalet kavramı, insanlık tarihine ilk olarak yine Eski Yunan'la girmiş. Filozof Platon ilk adalet konseptini yaymış. Eski Roma uygarlığında ise Roma şehrinin etrafını korumak üzere kazlar kullanılmaya başlanmış. Kazların kullanılma nedeni ise köpeklerden daha duyarlı olmaları ve sürü olarak daha çok ses çıkarabilmeleri imiş.

 

            Roma İmparatorluğu'nu korumak için bütün şehrin etrafına etten duvarlar örülmüş. Roma imparatoru Augustos, (M.Ö. 27-14) kendi hayati ve kendi mal varlığını korumak için bir güvenlik birimi yaratmış. Bu birim yaklaşık 500 erkekten oluşmakta imiş. Bu tarihteki ilk güvenlik birimi M.S. 6. yüzyılda en etkin polis gücü olarak tanınmış. Sadece hükümdarın hayati ve mallarını korumakla kalmayıp aynı zamanda şehri de dıştan gelecek tehlikelere karşı korumuşlar. Yine Eski Roma İmparatorluğu'nda M.Ö. 300'lü yıllarda, ilk yangın güvenliği tarihteki yerini almış.

 

            Türkiye'de güvenlik sistemlerinin gelişimi 1980 yılından sonra başlar. Türkiye'de ilk olarak yangın güvenliği ile ilgili güvenlik sistemleri kullanılmış. Özellikle 1980'li yılların ortalarında liberal ekonomiye geçiş ve Avrupa topluluğuyla yakınlaşmayla birlikte ithalat kolaylaşmış, bununla birlikte güvenlik sistemleri Türkiye'ye gelmeye başlamıştır. Ülkemizde süregelen ekonomik istikrarsızlık ve terör, güvenlik sistemlerinin gelişim sürecini hızlandırmıştır. 1980 öncesinde güvenlikte tüplü kameralar kullanılıyordu ve bunların ömrü 4-5 yılla sınırlıydı. Şimdi ise kart kameralar kullanılıyor. Bunların tamiri yok. Bozulunca atılıyor. Ama hem daha uzun ömürlü hem de daha ucuz. Geçmişte çevre güvenliğinde sadece fiziki insan gücü ve manyetik kontroller ya da elektrikli tel örgüler kullanılırken şimdi tümüyle elektronik güvenliğe geçiş  sağlanmış durumda. Eskiden sadece çanlara  bağlanan  güvenlik umudu şimdi kapalı devre televizyon sistemleriyle hiçbir endişeye mahal bırakmayacak şekilde sağlanmaktadır.

 

            İlk jenerasyon güvenlik sistemleri aslında 1973-74 yıllarında Türkiye'ye gelmiş. Bu sistemleri getiren insanlar daha çok merak ve kendi evlerini korumak için  güvenlik sistemi ithal ediyorlar. Türkiye'de ve dünyada güvenlik sistemlerinin gelişmesi asıl olarak 1980 yılından sonra olmaktadır. Ve güvenlik sektörü ekonominin kötü  gittiği zamanlarda bile büyümeye devam eden, büyüme hızı azalmayan tek sektör olmuştur. Türkiye'de de büyük bir hızla büyümektedir. Ürünlerin büyük bir kısmı yüzde 70 gibi, Avrupa'dan gelmektedir. Birçok şirket Av­rupa'yla iş yapmayı Amerika ile iş yapmaya tercih etmekte, bunun nedenleri GB 'ye geçiş ve coğrafi olarak da Avrupa'nın bize daha yakın olmasıdır.

 

 

Elektronik Güvenlik Sistemleri temel olarak ikiye ayrılır:

 

1.      1.      İç alan koruma sistemleri

2.      2.      Dış alan ve çevre koruma sistemleri.

 

            Çoğu zaman ikisi birden gereklidir ve aynı sistemin içindedirler. İkisinde de kullanılan ortak elemanlar vardır ; dedektörler, algılayıcılar gibi. Çok çeşitli tipte dedektörler, algılayıcılar ve sistemler mevcuttur.

 

TEMEL ALGILAYICI YAPILARI

 

                Bir alarm sisteminde kontrol paneliyle aynı önemi taşıyan, alarma sebebiyet verecek işaretleri üreten yapılara algılayıcı yapılar denir. Algılayıcının oluşturduğu işaret, panele kablolama sistemleriyle taşınır.

 

1.             KONTAKLAR

 

                Alarm kontakları başlığı altında incelenen yapıların hepsi farklı materyallerden yapılmış fakat ayni işlevi görmek üzere tasarlanmıştır. Kontaklar dışarıdan bir etki aldıklarında alarm çevrimini uyarırlar. Bu tanımlama sadece kapı ya da pencere kontaklarını içermez, kişisel saldırı anahtarları, mekanik sarsıntı kontakları, basma pedleri bu gruba dahil edilebilir.

                Kontaklar alarm donanımının diğer parçalarından daha fazla kullanılırlar ve alarmın kesinlikle oluştuğunu garanti ederler. Bu yüzden kaliteli kontakların seçilmesi, doğru yerlerde kullanılması çok önemlidir.

 

1.1.  Manyetik kontaklar ( Magnetic Contacts )

 

           Genelde iki parçadan oluşurlar. Kapı ya da pencere gibi açılması için birbirinden uzak1aşmasi gereken parçalara yer1eştiri1irler. Normalde iki parçası birbirine yeterli uzaklıkta olunca manyetik kontak kapalı durumdadır. Bu iki parça belli bir mesafe kadar birbirinden ayrılırsa aralarındaki manyetik etki kaybolur ve anahtar açık konuma geçer.

 

1.2.  Mikroanahtar kontaklar ( Microswitch Contacts )

          

           Tüm mekanik kontakların temelinde mikroanahtar kontaklar yer alır. Yapı olarak oldukça küçük melamin ya da naylon bir kutunun içine hapsedilmiş, dışında küçük bir butonu olan metal ya da plastik aksamlı bir anahtardır. Anahtarın genelde normalde kapalı ve normalde açık iki kontağı bulunur. Alarm kurulumlarında mikroanahtarın butonu bastırılmış şekilde kullanılır ve çevrime normalde açık (buton basılınca kapalı) anahtarı ile sokulur. Alarm cihazlarının çoğunun kapak kurcalanma anahtarları mikroanahtarlardan seçilir.

 

1.3.  Civalı Anahtarlar ( Mercury Switches )

 

           Genellikle yukarı doğru kaldırılarak açılan pencerelerde kullanılır. İçinde civa bulunan tamamen kapatılmış bir kutudan oluşur. Pencere kapatıldıktan sonra civalı anahtar yerleştirilir ve kutu içindeki civa iki elektrodu arasını kısa devre eder. Pencere açılınca kutu içindeki civa hareket ederek elektrodlar arasındaki bağlantıyı keser. Bu tür anahtarlar hareket edebilen yerlere konulmalıdır.

 

1.4. Çift Camlı Farksal Basınçlı Sistemler (Double-glazed Differential Pressure System)

 

            Bu yapı ısısal yalıtkanlık sağlamak amacıyla çift cam döşenmiş yerlerde kullanılır. Çift cam içerisinde bir küçük motor sayesinde hava akımı oluşturulup, küçük bir basınç elde edilir. Bu hava basıncı basit bir barometreyle ölçülür. Normal şartlarda bu barometrenin kontakları kapalıdır. Cam kırılma sonucu bu hava basıncı kesilecek olursa, barometrenin kontakları açılarak alarm oluşturulur. Bu sistem oldukça güvenilirdir, fakat hava akımını sürekli oluşturmak için motor sürekli beslenmelidir

 

1.5.  Alarm Camı ( Alarm Glass )

 

            Temel yapı olarak, üç katlı düzgün cam arasına yaprak halinde PVB (Polyvinyl Butyral) yerleştirilerek oluşturulmuştur. Camın içindeki bu metal oksidik yapı iletkenmiş gibi davranır. Alarm sistemi kurucuları tarafından inceliği nedeniyle tercih edilir. iletken tabaka camın iki kenarı arasındaki paralel elektrotlar arasına bağlanmıştır. Küçük bir kutu şekline getirilmiş cihaz korunacak camın üzerine konur. Cam bir dış etkiyle kırılırsa, alarm camının iletkenliği değişir. Bir elektronik devreyle bu değişim algılanarak alarm verilmesi sağlanabilir.

 

1.6.  Mekanik Sarsıntı Kontakları ( Mechanical Vibro-Contacts )

 

            Mekanik sarsıntı kontakları, bir kılıfın içerisine yerleştirilmiş çok hassas bir yaydan ve bu yaya bağlı kontakları olan küçük bir anahtardan oluşur. Yayın hassasiyeti genelde bir vidayla ayarlanır. Bir diğer tipi de yaya bağlı bir buton ve manyetik materyal içerir. Herhangi bir sarsıntı anında yay anahtarı ya da butonu hareket ettirerek bunlara bağlı kontakların açılmasını sağlar Mekanik sarsıntı kontakları çok hassas olarak sarsıntının saldırıdan mı ya da örneğin trafikten oluşan bir dış etkenden mi kaynakladığını ayırt edemediğinden pek güvenilir değildirler.

 

2.             KİŞİSEL SALDIRI UYARMA KONTAKLARI

 

                 Kişisel saldırı butonları, panik butonları, gasp butonları, ayak butonları acilen alarmı devreye sokmak için yapılmış kontaklardır. Hepsi aynı amaca hizmet etmek için imal edilmiştir. Bir insanin saldırısı ya da hırsızlığından şüphelenildiğinde bazıları elle bazıları ayakla kontrol edilerek devreye sokulurlar. Genellikle alarm devrede değilken çalışmaları istendiğinden mutlaka 24 saatlik çevrimlerin içine sokulması gerekir. Yanlış alarma sebep vermemek için günlük kullanımda pek fazla ulaşılamayacak yerlere kurulmalıdırlar. Bazı tipleri yanlış alarm oluşturulmaması için çift tıklı anahtarlardan oluşturulmuştur. Bu kontaklar devreye sokulduğunda isteğe göre sesli uyarıcıların çalışması ya da sadece sessiz alarm cihazlarının devreye girmesi kullanıcının isteğine bağlıdır.

3.             AKUSTİK ALGILAMA CİHAZLARI

 

                 Havada oluşan, genellikle insan kulağının duyabileceği bir ya da daha fazla bant genişlikli frekanslardaki titreşimleri algılayabilen ve maruz bırakıldığı ortamdaki belli bir seviyenin üzerinde, belli surelerde olu~an titreşimleri algılayınca alarm çıkısı veren cihazlardır.

                 Alarm kurulu durumdayken ortaya çıkabilecek seslerin hangilerinin olağan hangilerinin bir hırsıza ait olduğunun algılanmasının zorluğu nedeniyle, günümüzde kullanılan akustik algılayıcıların içine daha önceden sentezlenmiş sesler ve bir mikrobilgisayar yerleştirilmiştir. Fakat pratikte oluşabilecek çok bütünleşik sesler için bu sistem de yeterli olmayabilir.

                 Akustik algılayıcıların ilk tipi, özellikle bankaların kasa dairelerinde sıklıkla kullanılır. Algılayıcı banka içensinde dışarıdaki gürültüden pek fazla etkilenmeyen sessiz bir yere yerleştirilir ve hırsızların yaptığı gürültüden tespit etmek için kullanılır.

                 Algılayıcı geniş frekans bantları için ne kadar az hassasiyette üretilirse yanlış alarmlardan o denli kaçılır.

               Akustik algılayıcı sistemin kulağı oldukça hassas olan kristal mikrofondur. Bu elektro-akustik dönüştürücü ses işaretini elektriksel işarete çevirir. Filtre ile 3 kHz'in altındaki ses işaretlerinin geçirilmesi sağlanır. Belirli bir sürede belirli bir genlik seviyesin üstünde bir ses tümleyici ile algılanırsa çıkış rölesi aktif hale getirilir. Genelde kurulumun maliyetini düşürmek için bir merkez algılayıcı ve birden fazla mikrofonlu sistemler tercih edilir.

 

4.             SARSINTI ALGILAYICILAR

 

                 Temel olarak sarsıntı algılayıcılar üç gurupta toplanırlar; cam koruması, bina yapılarının korunması ve dış çevre koruması.

 

4.1.  Cam kırılma Algılayıcılar ( Glass-break Detectors )

 

            Son yıllarda, sarsıntıları hissederek, özellikle kapı ya da pencere çerçevelerini korumak amacıyla sıklıkla kullanılmaya başlanmıştır.

Cam kırılma algılayıcılar cam yüzeyin yakınına tutturulan, seramik dönüştürücü gibi bir piezo-elektrik elemandan oluşur. Bu algılayıcı, tipik bir cam kırılması sonucunda oluşacak ses frekanslarına cevap verecek bir elektronik devreyle donatılmıştır.

 

Cam kırılma algılayıcıları kullanılırken dikkat edilmesi gereken hususlar şunlardır:

 

1.      1.      Zayıf yapışma sonucu tutturuldukları camdan ayrılabilirler.

2.      2.      Su girişi sebebiyle camla arasında buharlaşma oluşabilir.

3.      3.      Radyo frekansları ya da ışık çarpması alarma neden olabilir.

4.      4.      Bağlantı zorlukları nedeniyle bazı ünitelerde ekranlanmış kablolar            kullanılmalıdır.

5.      5.      Isısal ya da mekanik gerginlik seramik elamanların kırılmasına ya da hasar görmesine sebep olabilir.

 

             Cam kırılma algılayıcıları çok büyük camlara takılmamalıdırlar. Çünkü, rüzgar gibi dış etkenler sonucunda camın yüksek frekanslarda titremesi cam kırılması olarak algılanabilir.

 

4.2.  Elektronik Şok Algılayıcılar

 

            Son yıllarda kullanımı oldukça artan şok algılayıcılar, piezoelektrik, dirençli ve elektromanyetik olmak üzere üç grupta incelenebilir.

 

4.2.1.  Piezoelektrik Tip:

            

             Daha önce anlatılan cam kırılma algılayıcılarına benzemeyen şekilde cama tutturulması gerekmez, genellikle bir düşük ve yüksek frekans aralığında çalışan kuvvetlendiricisi bulunur. Piezo elemanın üzerine yapılan direkt etkiyi ya da üç metre uzaklıkta oluşan bir şok gürültüyü algılayabilir. Bu yapı, bir dahili kuvvetlendirici, tetikleme devresi, hassasiyet kontrolü, tutma devresi ve sıklıkla bir alarm rölesinden oluşur. Daha önce kullanılan kütlesel yoğunluklu hareket algılayıcıların yerini a1mıştır.

 

4.2.2.  Elektromanyetik Tip:

 

              Bu tipler, küçük bir mikrofona eşdeğer yapı oluşturan, hareket eden bir bobin, bir demir ya da bir mıknatıs dönüştürücü kullanırlar. Mikrofon diyaframında olduğu gibi, algılayıcı yüzeyinde mekanik olarak hareket eden parça, sadece bina içinde oluşacak titreşimleri algılayacak, havada oluşacak gürültülerden ve seslerden etkilenmeyecektir. Fakat bu yapının işaret çıkışı piezoya göre çok düşük olduğundan, çok daha fazla kuvvetlendirmeye ihtiyaç vardır, bu sebeple radyo frekanslarından daha fazla etkilenir.

 

4.2.3.     Dirençli Tip :

 

                 Daha kaliteli yapılar, bakır-nikel alaşımlı şeritlerle kaplı ince bir polyester plastik banttan oluşan bir tür gerginlik ölçer kullanırlar. Film gerildiğinde ya da büküldüğünde elektriksel direnç değişir. Darbelerden kaynaklanan bu direnç değişimi oldukça küçüktür ve yine güçlü bir kuvvetlendirmeye ihtiyaç duyar.

                 Bir diğer direnç türünde, iki bağlantı kablosuyla sarılmış yari yarıya karbon granülleriyle dolu, küçük bir kutu kullanılır. Karbonun iletkenliğinden dolayı, bitişik granüller arasındaki yolların sayesinde akım terminaller arasından akacaktır. Eğer granüller basınca karşı koyarlarsa akım akışı değişecektir. Bu prensip bir yüzyılı aşkın süredir temel karbon mikrofonun esasını oluşturur.

Çok kısa süre öncesine kadar, telefon cihazlarının mikrofonlarında karbon granülleri kullanılırdı ve granüllerin sıkışmasından kaynaklanan çeşitli gürültüler kullanım esnasında rahatsızlığa yol acıyordu. Karbon granüllerinin kullanıldığı şok algılayıcıları bu nedenle oldukça yüksek oranda alarm verirler ve mümkünse kullanılmamalıdırlar.

                Hacimsel hareket algılayıcılarının, yalnızca hırsızların korunulan bölgeye girip ciddi bir hasar oluşturduğunda alarm verdiği göz önüne alındığında, sınır korumasının gerektiği durumlarda, saldırı öncesi bir koruma sağladığı için şok algılamanın yararlı bir teknik olduğu düşünülebilir.

                 Yeni kuşak kütle değişimi algılayıcılarla birlikte elektronik  anahtarların kullanımının hızla yaygınlaşmasıyla, sistemleri kuranlar, bu devrelerin kurulması ve yerleştirilmesinde önemli kolaylıklar elde etmektedirler.

 

 

5.             KIZIL ÖTESİ ALGILAYICILAR

 

                 Radyo, televizyon ve radar vericilerinde, X ışını makinelerinde, aktif kızılötesi düzenekleri elektromanyetik ışıma üretiminde yaygın olarak kullanılırlar. Bu düzenekleri birbirinden ayıran tek temel parametre, yayılan ışımanın dalga boyudur. Bilindiği üzere, görülebilir ışık dalgalarının frekansı ve dalga boyu radyo dalgalarınınkinden bir miktar daha yüksek frekans ve daha düşük dalga boyuna sahiptir. insan gözü yalnızca görülebilir ışık olarak adlandırılan dar bantlı bir dalga boyu aralığını algılayabilir (0,4-0,7 mikron). insan gözünün spektral hassasiyeti 5,55 mikron civarındadır ve bundan daha mavi ya da daha kırmızı ışığı göremez. Bu doğal kısıtlıktan yola çıkarak kızıl ötesi dalga ışınları çeşitli alarm düzeneklerinde kullanılmaktadır.

Bir ışın düzeneği iki temel kısımdan oluşur; projektör ve alıcı. Önceleri, kızılötesi ışın kaynağı olarak ısındıkça parlayan (incandescent) lambalar kullanılmaktaydı. Günümüzde bile bir kısım düzeneklerde bu tip lambalar kullanılmaktadır. Lambalar bir takım özel uygulamalara uygun dalga boylarında ışık yaymak üzere tasarlanırlar. Elektriksel enerjinin istenilen dalga boyundaki görünür ışığa etkin olarak çevrilmesi lamba tasarımındaki en önemli kriterdir. Bununla beraber, elektriksel enerjinin bir kısmının 151 enerjisi olarak kaybı kaçınılmaz bir sonuçtur. istenilen dalga boyu dışındaki ışınların kısıtlanmasıyla en etkin tasarımlar yapılabilir.

              Bu tip ısındıkça parlayan lambalar, ideal birer ışın kaynağı olmamakla beraber, kızılötesi ışın kaynağı gelişiminde önemli bir adim sayılmalıdırlar. Yeni tip katı hal lambalar elektriksel konfigürasyonlar bakımından yarı iletken diyotlara benzerler. Bununla birlikte aktif element olarak bu lambalarda silikon yerine galyum-arsenit veya galyum-fosfit kullanılır. Işığın dalga boyu kullanılan elemente, ve bu elemente eklenen kimyasal maddelerin miktarına ve saflığına bağlıdır. Ledler GaAs kullanırlar ve genelde 0,9 mikron (9000 Angstron) tepe değerli bir ışıma yaparlar. Kızılötesi sınırlarda olan ve kesin suretle görülemeyen bu ışık güvenlik uygulamaları için idealdir. Işık çıkışı doğrudan diyottan akan akıma oransal olarak bağlı olduğu için ışını  mega hertzler mertebesine kadar modüle etmek mümkündür. Yüksek modülasyon frekansları kullanımıyla diğer ışın kaynaklarıyla oluşan girişim önemli ölçüde azaltılmış ve vericilerdeki ayar devreleri tasarımı kolaylaştırılmıştır.

 

6.             HAREKET ALGILAYICILAR

 

                Hareket Algılayıcıları, ses ötesi, mikrodalga ve pasif mikrodalga algılayıcılar olarak üçe ayrılırlar.

 

 

6.1. Ses ötesi Algılayıcılar

 

          Ses ötesi alarmın ilk biçimi, bir hoparlöre bağlı ses ötesi bir jeneratör ve bir kuvvetlendiriciye bağlı bir mikrofondan oluşmaktaydı. Hoparlör ve mikrofonların ses dalgalarını işleyecek şekilde tasarlanmış olmaları yüksek ses frekanslarında çok verimsiz olmaları sebebiyle duyulabilir eşiğin çok az üzerinde, çok düşük bir ses ötesi frekans seçilmişti. Hoparlör, korunmakta olan alana sürekli bir sesötesi dalga yayılımında kullanılmaktaydı. Yayılan dalgalar çok küçük bir oranla korunmakta olan alandan yansımakta ve mikrofon tarafından algılanmaktaydı. Sonuçta oluşan elektrik işaretler, yalnızca giriş işaretinin önceden set edilmiş değerinden farklı bir değer aldığı durumlarda çıkış veren bir kuvvetlendiriciyi beslemekteydi Hırsız korunan bölgeye girdiğinde, alınan işaret seviyesindeki anlık değişim kuvvetlendiricinin bir çıkış vermesine yol açmakta, bu çıkışta alarm devresini tetiklemekteydi.

          Bu sistem, kullanılan elemanlar ve akustik bilgi yetersizlikleri sebebiyle oldukça kullanışsızdı. Gönderilen işarete göre, alınan işaretin genliğindeki değişim çok küçük olduğu için yüksek oranda bir kuvvetlendirmeye ihtiyaç duymaktaydı. Bu sorunlar ancak yeterli hassasiyete sahip algılayıcıların tasarlanmasında yarı iletkenler kullanılmaya başlandığında çözümlendi.

          Ses ötesi alarm gelişimindeki diğer aşama, hoparlör yerine, bir dönüştürücüye bağlı ses ötesi bir üreticinin kullanıldığı alarm modelidir. Bu dönüştürücülerde genelde bir piezoelektrik kristal bulunmaktadır. Bu kristal,  değişen bir gerilim  kaynağına bağlandığında, hoparlörden çıkan sese tamamen benzer şekilde, dönüştürücünun değişken bir akustik dalga üretmesini sağlamaktadır.

          İlk dönüştürücülerle daha gelişmiş dönüştürücüler arasındaki en önemli fark, modern dönüştürücülerin daha verimli olması ve yalnızca sesötesi frekanslarda çalışacak şekilde tasarlanmış olmasıdır. Bir dönüştürücü, yansıyan işaretlerin alınıp, sesötesi enerjinin elektriksel işaretlere dönüştürülmesinde kullanılır. Bu işaretlerin genliği daha sonra aşamalı olarak kuvvetlendirilir. Kuvvetlendirilmiş işaret, küçük bir oranda gönderilen işaretle karıştırıldığı özel bir devreye uygulanır. Daha sonra bu işaret alçak geçiren bir filtreden geçirilerek işlenir.

Sesötesi bir alarm sisteminde şu noktalar kesin bir biçimde gözönünde bulundurulmalıdır:

 

1.      1.      Teorik olarak hırsız, algılayıcı merkezde olmak üzere bir doğru boyunca ileri ya da geri hareket ettiğinde herhangi bir doppler işareti oluşmayacağından algılanmayacaktır. Fakat pratikte, çevreden gelen yansımalar sebebiyle hırsız muhtemelen tespit edilecektir.

2.      2.      Algılayıcılar açık alana yerleştirileceği zaman, hırsızın onlara yaklaşabileceği şekilde bir dağılım yapılmalıdır.

3.      3.      Sesötesi sistemlerde odanın akustik özellikleri hassasiyet üzerinde büyük etkiye sahiptir. örneğin söz konusu olan boş bir evse duvarlar yansıma için ideal bir hassasiyet kaynağı olacaklardır, bununla birlikte eğer ev içinde halı, perde, kitaplık gibi eşyalar bulunuyorsa yansıma hassasiyeti azalacaktır. Bu nedenle, bir eve sesötesi alarm sistemi kurulacağı vakit, gelecekte olası değişiklikler mutlaka göz önüne alınmalıdır.

 

6.2. Mikrodalga Algılayıcılar

 

          Sesötesi algılayıcılarda olduğu gibi mikrodalga algılayıcılar, özellikle pasif kızıl ötesi başta gelmek üzere ticari ve konut alanlarında sıklıkla kullanılmaktadır. Kullanılan iki temel yapı vardır:

 

1.      a)     Kendi içinde hem verici hem alıcı olan Doppler sistemler

2.      b)     Verici ve alıcının farklı parçalar içinde olduğu, görüş hatlı sistemler.

 

Doppler sistemler genellikle, uçak hangarları; büyük depolar, askeri yapılar gibi geniş bölgelerin korunmasında kullanılırlar. Görüş hatlı sistemler ise, daha çok çitle çevrili askeri alanlar benzeri yerlerde tercih edilirler.

 

Günümüzde hem sesötesi hem de mikrodalga algılayıcı içeren ikili algılayıcılar da yaygın olarak kullanılmaktadır.

 

a) Doppler Sistemler:

 

               Bu yapının verici kısmı, normalde radyo frekanslarının, tipik değeri 10 Gigahertz olan X bantını içeren bir ışıma yapar. Bu frekansın dalgaboyu yaklaşık 3 cm civarındadır. Dalgaboyunun diğer radyo dalgaboylarına göre bu kadar küçük olma sebebi, nispeten enerjinin uygun şekilde doğrudan hüzme şeklinde iletilmesini sağlayabilmektir. Bu normalde, enerjinin istenen yolda iletimini sağlamak için boynuz (horn) kullanarak ya da istenilen bölgeye yansıtıcılar kullanarak odaklamak suretiyle başarılabilir. Depolanan bu enerji - ki el fenerinin ışığına benzetilebilir- kapsama alanı ışıma paterni olarak bilinir Alarm endüstrisinde bu kapsanan alanın içerisine girecek bir insan ya da araçtan yansıyarak gelen Doppler frekanslarının algılanması sistemiyle, mikrodalga sistemler kullanılırlar. Normalde insan vücudu iyi bir mikrodalga yansıtıcı değildir. Fakat 30 metre içerisinde özellikle hareket eden insanların algılanması mümkündür. Bu yapıyla istenmeyen araçlar daha uzak mesafelerden algılanabilir.

 

b) Görüş Hatlı Sistemler:

 

               Bu tip sistemlerde genellikle mikrodalga alici ve verici korunan alanın iki ucuna yerleştirilir. Bu alanlar, çevre korumalarında olduğu gibi, uzun ve dar olmalıdır. Doppler sistemler dahili uygulamalarda kullanılmalarına karşın, bu sistemler genelde harici uygulamalarda tercih edilirler. Fakat görüş hatlı sistemler, iki ayrı parçadan oluşmaları ve dış cephe korumaları sebebiyle Doppler sistemlere göre iki ya da üç kat pahalıdırlar.

                 Fakat pahalı olmalarına karşın, dış uygulamalarda oldukça etkindirler. Korunacak arazinin dört bir yanına yerleştirilerek, 300 metreye kadar etkin koruma sağlayabilirler. Çalışmasının esası, alıcı ve verici arasında oluşan mikrodalga alandan bir canlı ya da cansız varlığın geçmesiyle oluşacak değişmelerin tespit edilmesine dayanır. Genel olarak verici sabit güçte, dar hüzmeli bir modülasyonlu ışıma yapar.

 

7.             PASİF KIZILÖTESİ ALGILAYICILAR ( PIR DETECTORS )

 

                 Son yıllarda kullanımı oldukça yaygınlaşmıştır.  Ülkemizde de bina içi uygulamalarda en çok kullanılan algılayıcıdır. Pasif kızılötesi algılayıcılar mikrodalga ve sesötesi algılayıcılara göre hem azalan maliyetleri, hem de daha az yanlış alarma sebep olması etkenleriyle sıklıkla kullanılmaya başlanmıştır. PIR algılayıcılar gecikme ya da hassasiyet için herhangi bir kontrol içermezler. Bu yüzden gerçek hayatta diğer algılayıcılara göre oldukça elverişli kullanılabilirler.

Mutlak sıfırın (eksi 273°C) üstünde sıcaklığa sahip her nesne bir elektromanyetik ışıma yayar. Yayılan bu ışımanın miktarı ve dalgaboyu, nesnenin sıcaklığına bağlı olarak değişir. Özel bir nesnenin yayılganlığı, basit bir varsayım altında, aynı sıcaklıkta çalışan mükemmel bir yayma kaynağınınkine eşittir. Dalgaboyuna göre yayılması değişen, pek 90k sıradan nesne ve insanlar, görülebilen ışık sınırı ile 10 mikrometre arasında kızıl ötesi ışınlar yayarlar. Bu sayede, bu sınırlar arasında kalan kızıl ötesi yayılmayı ölçebilen bir algılayıcı, istenen nesnelerin durumlarını kontrol edebilmek amacıyla sıcaklıklarındaki değişmeleri algılayabilir.

              Önceleri sıklıkla kullanılan sesötesi, mikrodalga ya da radyo dalga algılayıcılarının hepsi aktiftiler. Yani algılama yapabilmek için bir alıcı ve bir vericiye sahip olmaları ve bu iki ünite arasındaki değişiklikleri algılamaları gerekiyordu. Oysa PIR algılayıcılar pasiftir. Algılamayı doğrudan hırsızdan gelen işaretlere göre yaparlar.

 

PIR Algılayıcıların avantajları:

 

1.   Kurulumu oldukça kolaydır. Diğer hareket algılayıcılarına göre çok az akımla sürülürler.

2.   Camdan geçen herhangi bir sızıntıdan etkilenmezler, camla ya da yapı malzemeleriyle kapalı mekanlarda kullanılabilirler.

3.   Bir alan içinde farklı noktalarda kullanılabilirler ve birbirlerini etkilemezler.

4.   Sarsıntılı ya da gürültülü duvar ve kapılardan çok az etkilenirler.

5.   Yapılarında  modern  algılayıcılar  ve  mikroişlemci  tabanlı elektronik kullanıldığından oldukça güvenilirdirler.

6.   Çabucak sökülüp yeniden kullanılabilirler.

7.   Sıcak, soğuk ya da normal seviyeli bir hava akımından etkilenmezler.

 

 PIR algılayıcılar çok ani sıcaklık değişimi yaratacak ısıtıcı ya da ışık kaynaklarının doğrudan etkisi altında kalmamalıdır. Bu algılayıcıların önüne yerleştirilen maskeler sayesinde belirli açılar ve belirli uzaklıklardan gelen işaretleri algılayabilmesi sağlanmıştır. Kurulum esnasında bu maskelerin tipi kurulumun yapılacağı yere göre seçilmelidir.

 

 

1.                      8.                      ALGILAYICILARIN KARŞILAŞTIRILMASI

 

Tablo1.1 'de algılayıcıların seçimi ve konumlandırılmasında etkisi olan sorunların bir karşılaştırılması yapılmıştır. Yanlış alarmlardan sakınmak için yapılması gereken en önemli şey uygun algılayıcı seçimidir.

Mikroişlemcilerin ucuzlamasıyla, farklı algılama yöntemleriyle oluşturulmuş tümleşik sistemlerin kullanımı da yaygınlaşmıştır. Akustik algılayıcılar, cam kırma algılayıcıları, titreşim algılayıcıları, yangın ve duman algılayıcılar muhtemelen gelecekte birleşip, toplam güvenlik algılayıcılarını oluşturacaklardır.

 

Tablo 1.1. Algılayıcıların çeşitli etkenlere göre karşılaştırılması

 Yanlış Alarm Kaynağı

Temel PIR

Temel Sesötesi

Temel Mikrodalga

İkili PIR Sesötesi

İkili PIR

Mikrodalga

Sarsıntı   

Sıcaklık

Sıcak Noktalar (radyatör,güneş alan bölgeler)

Doğrudan algılayıcıya güneş ışığı gelmesi

Nem

Yumuşak giysiler

Küçük hayvanların algılanması

Duvarın yada camın içinden algılama

Hava akımı

Sesötesi gürültülü ziller,kırılmalar vs.

Hareket eden makinalar,fan bıçakları vs.

Plastik borulardan su akışı

Floresan lambalar

Karşılıklı etkileşim

Çatıya ağır yağmur yada dolu yağma etkisi

 

4

2

 

2

 

1

 

5

5

2

 

5

 

4

 

5

 

4

 

5

 

5

5

 

5

 

2

4

 

5

 

5

 

4

2

1

 

5

 

1

 

2

 

2

 

5

 

5

5

 

4

1

5

 

5

 

5

 

5

4

1

 

1