HIRSIZ ALARM SİSTEMLERİ
İnsanoğlunun varoluşuyla birlikte girmiş gündemimize "Güvenlik".
Önce sadece can korkusuymuş insanları güvenlik önlemleri almaya
iten neden. Vahşi doğadan ve vahşi hayvanlardan korunmak için ilkçağ
insanları mağaralarda yaşamayı tercih etmiş. Eski Amerikan
yerlileri " indianlar ", yani şu anda Arizona eyaletinin, New
Mexico'nun bulunduğu yerlerde yaşayanlar kendilerine göre bir güvenlik
sistemi oluşturmuşlar. Yüksek mağaralarda yaşayanlar "ip merdiven"
yöntemi kullanırlar ve giriş çıkış işlemlerini merdivenle
gerçekleştirirlermiş. Bu ip merdivenler sayesinde bir saldırıya uğradıkları
zaman ipi çekerler ve kendilerini korurlarmış.
Şu anda Çin için büyük bir turizm girdisi sağlayan Çin
Seddi yine güvenlik nedeniyle kurulmuş. Çin Seddi'nin yapımına
M.O. 400. yüzyılda başlanmış.
Seddin yapımında yüzbinlerce kişi çalışmış. Çin Seddi
tamamlandığında 4 bin mil, yani yaklaşık 6 bin kilometre uzunluğa
erişmiş. Sadece 0 zamanın değil bugünün bile harikalarından
biri sayılan ve aşılamaz denilen Çin Seddi, Moğol hükümdarı
Cengizhan tarafından M.S. 1200 yılında aşılmış ve Çin ele geçirilmiş.
1 949'da da dönemin hükümeti tarafından bütünüyle tamir edilen Çin
Seddi turizme açılmış.
Yine güvenlikle ilgili olarak bir suç işlemenin karşılığındaki
cezai yaptırım tarihte ilk olarak M.Ö. 1757 yılında Babil'de
Hammurabi Kanunları ile başlamış. 0 zaman Babil'de yaşayan insanların
hükümdar tarafından belirlenen belli sorumlulukları varmış ve bu
sorumluluklara uymayan insanlara da cezaya uğrarmış. Antik Yunan'da
ise insanlar güvenlik nedeniyle şehirlerde bir arada yaşamışlar.
"Polis" kavramının dünya literatürlerine ilk
girişi de bu dönemde olmuş. Dışarıdan gelebilecek olan tehditlere
karşı polis teşkilatı kurulmuş. İnsanlık tarihindeki ilk gizli
ajanlar ise Yunan kolonilerinin yaşadığı Sparta'da varolmuş. Bu
ajanlar ekonomik olarak orta ve düşük seviyedeki insanlardan seçilmiş
ki, diğer insanların arasına rahatça karışarak bilgi toplasınlar
diye. Adalet kavramı, insanlık tarihine ilk olarak yine Eski Yunan'la
girmiş. Filozof Platon ilk adalet konseptini yaymış. Eski Roma uygarlığında
ise Roma şehrinin etrafını korumak üzere kazlar kullanılmaya başlanmış.
Kazların kullanılma nedeni ise köpeklerden daha duyarlı olmaları ve
sürü olarak daha çok ses çıkarabilmeleri imiş.
Roma İmparatorluğu'nu korumak için bütün şehrin etrafına
etten duvarlar örülmüş. Roma imparatoru Augustos, (M.Ö. 27-14)
kendi hayati ve kendi mal varlığını korumak için bir güvenlik
birimi yaratmış. Bu birim yaklaşık 500 erkekten oluşmakta imiş. Bu
tarihteki ilk güvenlik birimi M.S. 6. yüzyılda en etkin polis gücü
olarak tanınmış. Sadece hükümdarın hayati ve mallarını korumakla
kalmayıp aynı zamanda şehri de dıştan gelecek tehlikelere karşı
korumuşlar. Yine Eski Roma İmparatorluğu'nda M.Ö. 300'lü yıllarda,
ilk yangın güvenliği tarihteki yerini almış.
Türkiye'de güvenlik sistemlerinin gelişimi 1980 yılından
sonra başlar. Türkiye'de ilk olarak yangın güvenliği ile ilgili güvenlik
sistemleri kullanılmış. Özellikle 1980'li yılların ortalarında
liberal ekonomiye geçiş ve Avrupa topluluğuyla yakınlaşmayla
birlikte ithalat kolaylaşmış, bununla birlikte güvenlik sistemleri Türkiye'ye
gelmeye başlamıştır. Ülkemizde süregelen ekonomik istikrarsızlık
ve terör, güvenlik sistemlerinin gelişim sürecini hızlandırmıştır.
1980 öncesinde güvenlikte tüplü kameralar kullanılıyordu ve bunların
ömrü 4-5 yılla sınırlıydı. Şimdi ise kart kameralar kullanılıyor.
Bunların tamiri yok. Bozulunca atılıyor. Ama hem daha uzun ömürlü
hem de daha ucuz. Geçmişte çevre güvenliğinde sadece fiziki insan gücü
ve manyetik kontroller ya da elektrikli tel örgüler kullanılırken şimdi
tümüyle elektronik güvenliğe geçiş
sağlanmış durumda. Eskiden sadece çanlara
bağlanan güvenlik
umudu şimdi kapalı devre televizyon sistemleriyle hiçbir endişeye
mahal bırakmayacak şekilde sağlanmaktadır.
İlk jenerasyon güvenlik sistemleri aslında 1973-74 yıllarında
Türkiye'ye gelmiş. Bu sistemleri getiren insanlar daha çok merak ve
kendi evlerini korumak için güvenlik
sistemi ithal ediyorlar. Türkiye'de ve dünyada güvenlik sistemlerinin
gelişmesi asıl olarak 1980 yılından sonra olmaktadır. Ve güvenlik
sektörü ekonominin kötü gittiği
zamanlarda bile büyümeye devam eden, büyüme hızı azalmayan tek
sektör olmuştur. Türkiye'de de büyük bir hızla büyümektedir. Ürünlerin
büyük bir kısmı yüzde 70 gibi, Avrupa'dan gelmektedir. Birçok şirket
Avrupa'yla iş yapmayı Amerika ile iş yapmaya tercih etmekte, bunun
nedenleri GB 'ye geçiş ve coğrafi olarak da Avrupa'nın bize daha yakın
olmasıdır.
Elektronik Güvenlik
Sistemleri temel olarak ikiye ayrılır:
1.
1.
İç alan koruma sistemleri
2.
2.
Dış alan ve çevre koruma sistemleri.
Çoğu zaman ikisi birden gereklidir ve aynı sistemin içindedirler.
İkisinde de kullanılan ortak elemanlar vardır ; dedektörler, algılayıcılar
gibi. Çok çeşitli tipte dedektörler, algılayıcılar ve sistemler
mevcuttur.
TEMEL ALGILAYICI YAPILARI
Bir alarm sisteminde kontrol paneliyle aynı önemi taşıyan,
alarma sebebiyet verecek işaretleri üreten yapılara algılayıcı yapılar
denir. Algılayıcının oluşturduğu işaret, panele kablolama
sistemleriyle taşınır.
1.
KONTAKLAR
Alarm kontakları başlığı altında incelenen yapıların
hepsi farklı materyallerden yapılmış fakat ayni işlevi görmek üzere
tasarlanmıştır. Kontaklar dışarıdan bir etki aldıklarında alarm
çevrimini uyarırlar. Bu tanımlama sadece kapı ya da pencere
kontaklarını içermez, kişisel saldırı anahtarları, mekanik sarsıntı
kontakları, basma pedleri bu gruba dahil edilebilir.
Kontaklar alarm donanımının diğer parçalarından daha fazla
kullanılırlar ve alarmın kesinlikle oluştuğunu garanti ederler. Bu
yüzden kaliteli kontakların seçilmesi, doğru yerlerde kullanılması
çok önemlidir.
1.1.
Manyetik kontaklar ( Magnetic Contacts )
Genelde iki parçadan oluşurlar. Kapı ya da pencere gibi açılması
için birbirinden uzak1aşmasi gereken parçalara yer1eştiri1irler.
Normalde iki parçası birbirine yeterli uzaklıkta olunca manyetik
kontak kapalı durumdadır. Bu iki parça belli bir mesafe kadar
birbirinden ayrılırsa aralarındaki manyetik etki kaybolur ve anahtar
açık konuma geçer.
1.2.
Mikroanahtar kontaklar ( Microswitch Contacts )
Tüm mekanik kontakların temelinde mikroanahtar kontaklar yer alır.
Yapı olarak oldukça küçük melamin ya da naylon bir kutunun içine
hapsedilmiş, dışında küçük bir butonu olan metal ya da plastik
aksamlı bir anahtardır. Anahtarın genelde normalde kapalı ve
normalde açık iki kontağı bulunur. Alarm kurulumlarında
mikroanahtarın butonu bastırılmış şekilde kullanılır ve çevrime
normalde açık (buton basılınca kapalı) anahtarı ile sokulur. Alarm
cihazlarının çoğunun kapak kurcalanma anahtarları
mikroanahtarlardan seçilir.
1.3.
Civalı Anahtarlar ( Mercury Switches )
Genellikle yukarı doğru kaldırılarak açılan pencerelerde
kullanılır. İçinde civa bulunan tamamen kapatılmış bir kutudan
oluşur. Pencere kapatıldıktan sonra civalı anahtar yerleştirilir ve
kutu içindeki civa iki elektrodu arasını kısa devre eder. Pencere açılınca
kutu içindeki civa hareket ederek elektrodlar arasındaki bağlantıyı
keser. Bu tür anahtarlar hareket edebilen yerlere konulmalıdır.
1.4. Çift Camlı Farksal Basınçlı
Sistemler (Double-glazed Differential Pressure System)
Bu yapı ısısal yalıtkanlık sağlamak amacıyla çift cam döşenmiş
yerlerde kullanılır. Çift cam içerisinde bir küçük motor
sayesinde hava akımı oluşturulup, küçük bir basınç elde edilir.
Bu hava basıncı basit bir barometreyle ölçülür. Normal şartlarda
bu barometrenin kontakları kapalıdır. Cam kırılma sonucu bu hava
basıncı kesilecek olursa, barometrenin kontakları açılarak alarm
oluşturulur. Bu sistem oldukça güvenilirdir, fakat hava akımını sürekli
oluşturmak için motor sürekli beslenmelidir
1.5.
Alarm Camı ( Alarm Glass )
Temel yapı olarak, üç katlı düzgün cam arasına yaprak
halinde PVB (Polyvinyl Butyral) yerleştirilerek oluşturulmuştur. Camın
içindeki bu metal oksidik yapı iletkenmiş gibi davranır. Alarm
sistemi kurucuları tarafından inceliği nedeniyle tercih edilir.
iletken tabaka camın iki kenarı arasındaki paralel elektrotlar arasına
bağlanmıştır. Küçük bir kutu şekline getirilmiş cihaz korunacak
camın üzerine konur. Cam bir dış etkiyle kırılırsa, alarm camının
iletkenliği değişir. Bir elektronik devreyle bu değişim algılanarak
alarm verilmesi sağlanabilir.
1.6.
Mekanik Sarsıntı Kontakları ( Mechanical Vibro-Contacts )
Mekanik sarsıntı kontakları, bir kılıfın içerisine yerleştirilmiş
çok hassas bir yaydan ve bu yaya bağlı kontakları olan küçük bir
anahtardan oluşur. Yayın hassasiyeti genelde bir vidayla ayarlanır.
Bir diğer tipi de yaya bağlı bir buton ve manyetik materyal içerir.
Herhangi bir sarsıntı anında yay anahtarı ya da butonu hareket
ettirerek bunlara bağlı kontakların açılmasını sağlar Mekanik
sarsıntı kontakları çok hassas olarak sarsıntının saldırıdan mı
ya da örneğin trafikten oluşan bir dış etkenden mi kaynakladığını
ayırt edemediğinden pek güvenilir değildirler.
2.
KİŞİSEL SALDIRI UYARMA KONTAKLARI
Kişisel saldırı butonları, panik butonları, gasp butonları,
ayak butonları acilen alarmı devreye sokmak için yapılmış
kontaklardır. Hepsi aynı amaca hizmet etmek için imal edilmiştir.
Bir insanin saldırısı ya da hırsızlığından şüphelenildiğinde
bazıları elle bazıları ayakla kontrol edilerek devreye sokulurlar.
Genellikle alarm devrede değilken çalışmaları istendiğinden
mutlaka 24 saatlik çevrimlerin içine sokulması gerekir. Yanlış
alarma sebep vermemek için günlük kullanımda pek fazla ulaşılamayacak
yerlere kurulmalıdırlar. Bazı tipleri yanlış alarm oluşturulmaması
için çift tıklı anahtarlardan oluşturulmuştur. Bu kontaklar
devreye sokulduğunda isteğe göre sesli uyarıcıların çalışması
ya da sadece sessiz alarm cihazlarının devreye girmesi kullanıcının
isteğine bağlıdır.
3.
AKUSTİK ALGILAMA CİHAZLARI
Havada oluşan, genellikle insan kulağının duyabileceği bir
ya da daha fazla bant genişlikli frekanslardaki titreşimleri algılayabilen
ve maruz bırakıldığı ortamdaki belli bir seviyenin üzerinde, belli
surelerde olu~an titreşimleri algılayınca alarm çıkısı veren
cihazlardır.
Alarm kurulu durumdayken ortaya çıkabilecek seslerin
hangilerinin olağan hangilerinin bir hırsıza ait olduğunun algılanmasının
zorluğu nedeniyle, günümüzde kullanılan akustik algılayıcıların
içine daha önceden sentezlenmiş sesler ve bir mikrobilgisayar yerleştirilmiştir.
Fakat pratikte oluşabilecek çok bütünleşik sesler için bu sistem
de yeterli olmayabilir.
Akustik algılayıcıların ilk tipi, özellikle bankaların kasa
dairelerinde sıklıkla kullanılır. Algılayıcı banka içensinde dışarıdaki
gürültüden pek fazla etkilenmeyen sessiz bir yere yerleştirilir ve hırsızların
yaptığı gürültüden tespit etmek için kullanılır.
Algılayıcı geniş frekans bantları için ne kadar az
hassasiyette üretilirse yanlış alarmlardan o denli kaçılır.
Akustik algılayıcı sistemin kulağı oldukça hassas olan
kristal mikrofondur. Bu elektro-akustik dönüştürücü ses işaretini
elektriksel işarete çevirir. Filtre ile 3 kHz'in altındaki ses işaretlerinin
geçirilmesi sağlanır. Belirli bir sürede belirli bir genlik
seviyesin üstünde bir ses tümleyici ile algılanırsa çıkış rölesi
aktif hale getirilir. Genelde kurulumun maliyetini düşürmek için bir
merkez algılayıcı ve birden fazla mikrofonlu sistemler tercih edilir.
4.
SARSINTI ALGILAYICILAR
Temel olarak sarsıntı algılayıcılar üç gurupta toplanırlar;
cam koruması, bina yapılarının korunması ve dış çevre koruması.
4.1.
Cam kırılma Algılayıcılar ( Glass-break Detectors )
Son yıllarda, sarsıntıları hissederek, özellikle kapı ya da
pencere çerçevelerini korumak amacıyla sıklıkla kullanılmaya başlanmıştır.
Cam kırılma algılayıcılar cam yüzeyin yakınına tutturulan, seramik
dönüştürücü gibi bir piezo-elektrik elemandan oluşur. Bu algılayıcı,
tipik bir cam kırılması sonucunda oluşacak ses frekanslarına cevap
verecek bir elektronik devreyle donatılmıştır.
Cam kırılma algılayıcıları kullanılırken dikkat edilmesi gereken
hususlar şunlardır:
1.
1.
Zayıf yapışma sonucu tutturuldukları camdan ayrılabilirler.
2.
2.
Su girişi sebebiyle camla arasında buharlaşma oluşabilir.
3.
3.
Radyo frekansları ya da ışık çarpması alarma neden
olabilir.
4.
4.
Bağlantı zorlukları nedeniyle bazı ünitelerde
ekranlanmış kablolar
kullanılmalıdır.
5.
5.
Isısal ya da mekanik gerginlik seramik elamanların kırılmasına
ya da hasar görmesine sebep olabilir.
Cam kırılma algılayıcıları çok büyük camlara takılmamalıdırlar.
Çünkü, rüzgar gibi dış etkenler sonucunda camın yüksek
frekanslarda titremesi cam kırılması olarak algılanabilir.
4.2.
Elektronik Şok Algılayıcılar
Son yıllarda kullanımı oldukça artan şok algılayıcılar,
piezoelektrik, dirençli ve elektromanyetik olmak üzere üç grupta
incelenebilir.
4.2.1. Piezoelektrik Tip:
Daha önce anlatılan
cam kırılma algılayıcılarına benzemeyen şekilde cama tutturulması
gerekmez, genellikle bir düşük ve yüksek frekans aralığında çalışan
kuvvetlendiricisi bulunur. Piezo elemanın üzerine yapılan direkt
etkiyi ya da üç metre uzaklıkta oluşan bir şok gürültüyü algılayabilir.
Bu yapı, bir dahili kuvvetlendirici, tetikleme devresi, hassasiyet
kontrolü, tutma devresi ve sıklıkla bir alarm rölesinden oluşur.
Daha önce kullanılan kütlesel yoğunluklu hareket algılayıcıların
yerini a1mıştır.
4.2.2.
Elektromanyetik Tip:
Bu tipler, küçük
bir mikrofona eşdeğer yapı oluşturan, hareket eden bir bobin, bir
demir ya da bir mıknatıs dönüştürücü kullanırlar. Mikrofon
diyaframında olduğu gibi, algılayıcı yüzeyinde mekanik olarak
hareket eden parça, sadece bina içinde oluşacak titreşimleri algılayacak,
havada oluşacak gürültülerden ve seslerden etkilenmeyecektir. Fakat
bu yapının işaret çıkışı piezoya göre çok düşük olduğundan,
çok daha fazla kuvvetlendirmeye ihtiyaç vardır, bu sebeple radyo
frekanslarından daha fazla etkilenir.
4.2.3.
Dirençli Tip :
Daha kaliteli yapılar, bakır-nikel alaşımlı şeritlerle kaplı
ince bir polyester plastik banttan oluşan bir tür gerginlik ölçer
kullanırlar. Film gerildiğinde ya da büküldüğünde elektriksel
direnç değişir. Darbelerden kaynaklanan bu direnç değişimi oldukça
küçüktür ve yine güçlü bir kuvvetlendirmeye ihtiyaç duyar.
Bir diğer direnç türünde, iki bağlantı kablosuyla sarılmış
yari yarıya karbon granülleriyle dolu, küçük bir kutu kullanılır.
Karbonun iletkenliğinden dolayı, bitişik granüller arasındaki
yolların sayesinde akım terminaller arasından akacaktır. Eğer granüller
basınca karşı koyarlarsa akım akışı değişecektir. Bu prensip
bir yüzyılı aşkın süredir temel karbon mikrofonun esasını oluşturur.
Çok kısa süre öncesine kadar, telefon cihazlarının mikrofonlarında
karbon granülleri kullanılırdı ve granüllerin sıkışmasından
kaynaklanan çeşitli gürültüler kullanım esnasında rahatsızlığa
yol acıyordu. Karbon granüllerinin kullanıldığı şok algılayıcıları
bu nedenle oldukça yüksek oranda alarm verirler ve mümkünse kullanılmamalıdırlar.
Hacimsel hareket algılayıcılarının, yalnızca hırsızların
korunulan bölgeye girip ciddi bir hasar oluşturduğunda alarm verdiği
göz önüne alındığında, sınır korumasının gerektiği
durumlarda, saldırı öncesi bir koruma sağladığı için şok algılamanın
yararlı bir teknik olduğu düşünülebilir.
Yeni kuşak kütle değişimi algılayıcılarla birlikte
elektronik anahtarların
kullanımının hızla yaygınlaşmasıyla, sistemleri kuranlar, bu
devrelerin kurulması ve yerleştirilmesinde önemli kolaylıklar elde
etmektedirler.
5.
KIZIL ÖTESİ ALGILAYICILAR
Radyo, televizyon ve radar vericilerinde, X ışını
makinelerinde, aktif kızılötesi düzenekleri elektromanyetik
ışıma üretiminde yaygın olarak kullanılırlar. Bu düzenekleri
birbirinden ayıran tek temel parametre, yayılan ışımanın dalga
boyudur. Bilindiği üzere, görülebilir ışık dalgalarının frekansı
ve dalga boyu radyo dalgalarınınkinden bir miktar daha yüksek frekans
ve daha düşük dalga boyuna sahiptir. insan gözü yalnızca görülebilir
ışık olarak adlandırılan dar bantlı bir dalga boyu aralığını
algılayabilir (0,4-0,7 mikron). insan gözünün spektral hassasiyeti
5,55 mikron civarındadır ve bundan daha mavi ya da daha kırmızı
ışığı göremez. Bu doğal kısıtlıktan yola çıkarak kızıl ötesi
dalga ışınları çeşitli alarm düzeneklerinde kullanılmaktadır.
Bir ışın düzeneği iki temel kısımdan oluşur; projektör ve alıcı.
Önceleri, kızılötesi ışın kaynağı olarak ısındıkça parlayan
(incandescent) lambalar kullanılmaktaydı. Günümüzde bile bir kısım
düzeneklerde bu tip lambalar kullanılmaktadır. Lambalar bir takım özel
uygulamalara uygun dalga boylarında ışık yaymak üzere tasarlanırlar.
Elektriksel enerjinin istenilen dalga boyundaki görünür ışığa
etkin olarak çevrilmesi lamba tasarımındaki en önemli kriterdir.
Bununla beraber, elektriksel enerjinin bir kısmının 151 enerjisi
olarak kaybı kaçınılmaz bir sonuçtur. istenilen dalga boyu dışındaki
ışınların kısıtlanmasıyla en etkin tasarımlar yapılabilir.
Bu tip ısındıkça parlayan lambalar, ideal birer ışın kaynağı
olmamakla beraber, kızılötesi ışın kaynağı gelişiminde önemli
bir adim sayılmalıdırlar. Yeni tip katı hal lambalar elektriksel
konfigürasyonlar bakımından yarı iletken diyotlara benzerler.
Bununla birlikte aktif element olarak bu lambalarda silikon yerine
galyum-arsenit veya galyum-fosfit kullanılır. Işığın dalga boyu
kullanılan elemente, ve bu elemente eklenen kimyasal maddelerin miktarına
ve saflığına bağlıdır. Ledler GaAs kullanırlar ve genelde 0,9
mikron (9000 Angstron) tepe değerli bir ışıma yaparlar. Kızılötesi
sınırlarda olan ve kesin suretle görülemeyen bu ışık güvenlik
uygulamaları için idealdir. Işık çıkışı doğrudan diyottan akan
akıma oransal olarak bağlı olduğu için ışını
mega hertzler mertebesine kadar modüle etmek mümkündür. Yüksek
modülasyon frekansları kullanımıyla diğer ışın kaynaklarıyla
oluşan girişim önemli ölçüde azaltılmış ve vericilerdeki ayar
devreleri tasarımı kolaylaştırılmıştır.
6.
HAREKET ALGILAYICILAR
Hareket Algılayıcıları, ses ötesi, mikrodalga ve pasif
mikrodalga algılayıcılar olarak üçe ayrılırlar.
6.1. Ses ötesi Algılayıcılar
Ses ötesi alarmın ilk biçimi, bir hoparlöre bağlı ses ötesi
bir jeneratör ve bir kuvvetlendiriciye bağlı bir mikrofondan oluşmaktaydı.
Hoparlör ve mikrofonların ses dalgalarını işleyecek şekilde
tasarlanmış olmaları yüksek ses frekanslarında çok verimsiz
olmaları sebebiyle duyulabilir eşiğin çok az üzerinde, çok düşük
bir ses ötesi frekans seçilmişti. Hoparlör, korunmakta olan alana sürekli
bir sesötesi dalga yayılımında kullanılmaktaydı. Yayılan dalgalar
çok küçük bir oranla korunmakta olan alandan yansımakta ve mikrofon
tarafından algılanmaktaydı. Sonuçta oluşan elektrik işaretler,
yalnızca giriş işaretinin önceden set edilmiş değerinden farklı
bir değer aldığı durumlarda çıkış veren bir
kuvvetlendiriciyi beslemekteydi Hırsız korunan bölgeye girdiğinde,
alınan işaret seviyesindeki anlık değişim kuvvetlendiricinin bir çıkış
vermesine yol açmakta, bu çıkışta alarm devresini tetiklemekteydi.
Bu sistem, kullanılan elemanlar ve akustik bilgi yetersizlikleri
sebebiyle oldukça kullanışsızdı. Gönderilen işarete göre, alınan
işaretin genliğindeki değişim çok küçük olduğu için yüksek
oranda bir kuvvetlendirmeye ihtiyaç duymaktaydı. Bu sorunlar ancak
yeterli hassasiyete sahip algılayıcıların tasarlanmasında yarı
iletkenler kullanılmaya başlandığında çözümlendi.
Ses ötesi alarm gelişimindeki diğer aşama, hoparlör yerine,
bir dönüştürücüye bağlı ses ötesi bir üreticinin kullanıldığı
alarm modelidir. Bu dönüştürücülerde genelde bir piezoelektrik
kristal bulunmaktadır. Bu kristal,
değişen bir gerilim kaynağına
bağlandığında, hoparlörden çıkan sese tamamen benzer şekilde, dönüştürücünun
değişken bir akustik dalga üretmesini sağlamaktadır.
İlk dönüştürücülerle daha gelişmiş dönüştürücüler
arasındaki en önemli fark, modern dönüştürücülerin daha verimli
olması ve yalnızca sesötesi frekanslarda çalışacak şekilde
tasarlanmış olmasıdır. Bir dönüştürücü, yansıyan işaretlerin
alınıp, sesötesi enerjinin elektriksel işaretlere dönüştürülmesinde
kullanılır. Bu işaretlerin genliği daha sonra aşamalı olarak
kuvvetlendirilir. Kuvvetlendirilmiş işaret, küçük bir oranda gönderilen
işaretle karıştırıldığı özel bir devreye uygulanır. Daha sonra
bu işaret alçak geçiren bir filtreden geçirilerek işlenir.
Sesötesi bir alarm sisteminde şu noktalar kesin bir biçimde gözönünde
bulundurulmalıdır:
1.
1.
Teorik olarak hırsız, algılayıcı merkezde olmak üzere
bir doğru boyunca ileri ya da geri hareket ettiğinde herhangi bir
doppler işareti oluşmayacağından algılanmayacaktır. Fakat
pratikte, çevreden gelen yansımalar sebebiyle hırsız muhtemelen
tespit edilecektir.
2.
2.
Algılayıcılar açık alana yerleştirileceği zaman, hırsızın
onlara yaklaşabileceği şekilde bir dağılım yapılmalıdır.
3.
3.
Sesötesi sistemlerde odanın akustik özellikleri
hassasiyet üzerinde büyük etkiye sahiptir. örneğin söz konusu olan
boş bir evse duvarlar yansıma için ideal bir hassasiyet kaynağı
olacaklardır, bununla birlikte eğer ev içinde halı, perde, kitaplık
gibi eşyalar bulunuyorsa yansıma hassasiyeti azalacaktır. Bu nedenle,
bir eve sesötesi alarm sistemi kurulacağı vakit, gelecekte olası değişiklikler
mutlaka göz önüne alınmalıdır.
6.2. Mikrodalga Algılayıcılar
Sesötesi algılayıcılarda olduğu gibi mikrodalga algılayıcılar,
özellikle pasif kızıl ötesi başta gelmek üzere ticari ve konut
alanlarında sıklıkla kullanılmaktadır. Kullanılan iki temel yapı
vardır:
1.
a)
Kendi içinde hem verici hem alıcı olan Doppler
sistemler
2.
b)
Verici ve alıcının farklı parçalar içinde olduğu,
görüş hatlı sistemler.
Doppler
sistemler genellikle, uçak hangarları; büyük depolar, askeri yapılar
gibi geniş bölgelerin korunmasında kullanılırlar. Görüş hatlı
sistemler ise, daha çok çitle çevrili askeri alanlar benzeri yerlerde
tercih edilirler.
Günümüzde hem sesötesi hem de mikrodalga algılayıcı içeren ikili
algılayıcılar da yaygın olarak kullanılmaktadır.
a) Doppler Sistemler:
Bu yapının verici kısmı, normalde radyo frekanslarının,
tipik değeri 10 Gigahertz olan X bantını içeren bir ışıma yapar.
Bu frekansın dalgaboyu yaklaşık 3 cm civarındadır. Dalgaboyunun diğer
radyo dalgaboylarına göre bu kadar küçük olma sebebi, nispeten
enerjinin uygun şekilde doğrudan hüzme şeklinde iletilmesini sağlayabilmektir.
Bu normalde, enerjinin istenen yolda iletimini sağlamak için boynuz (horn)
kullanarak ya da istenilen bölgeye yansıtıcılar kullanarak odaklamak
suretiyle başarılabilir. Depolanan bu enerji - ki el fenerinin
ışığına benzetilebilir- kapsama alanı ışıma paterni olarak
bilinir Alarm endüstrisinde bu kapsanan alanın içerisine girecek bir
insan ya da araçtan yansıyarak gelen Doppler frekanslarının algılanması
sistemiyle, mikrodalga sistemler kullanılırlar. Normalde insan vücudu
iyi bir mikrodalga yansıtıcı değildir. Fakat 30 metre içerisinde
özellikle hareket eden insanların algılanması mümkündür. Bu yapıyla
istenmeyen araçlar daha uzak mesafelerden algılanabilir.
b) Görüş Hatlı Sistemler:
Bu tip sistemlerde genellikle mikrodalga alici ve verici korunan
alanın iki ucuna yerleştirilir. Bu alanlar, çevre korumalarında olduğu
gibi, uzun ve dar olmalıdır. Doppler sistemler dahili uygulamalarda
kullanılmalarına karşın, bu sistemler genelde harici uygulamalarda
tercih edilirler. Fakat görüş hatlı sistemler, iki ayrı parçadan
oluşmaları ve dış cephe korumaları sebebiyle Doppler sistemlere
göre iki ya da üç kat pahalıdırlar.
Fakat pahalı olmalarına karşın, dış uygulamalarda oldukça
etkindirler. Korunacak arazinin dört bir yanına yerleştirilerek, 300
metreye kadar etkin koruma sağlayabilirler. Çalışmasının esası,
alıcı ve verici arasında oluşan mikrodalga alandan bir canlı ya da
cansız varlığın geçmesiyle oluşacak değişmelerin tespit
edilmesine dayanır. Genel olarak verici sabit güçte, dar hüzmeli bir
modülasyonlu ışıma yapar.
7.
PASİF KIZILÖTESİ ALGILAYICILAR ( PIR DETECTORS )
Son yıllarda kullanımı oldukça yaygınlaşmıştır.
Ülkemizde de bina içi uygulamalarda en çok kullanılan algılayıcıdır.
Pasif kızılötesi algılayıcılar mikrodalga ve sesötesi algılayıcılara
göre hem azalan maliyetleri, hem de daha az yanlış alarma sebep olması
etkenleriyle sıklıkla kullanılmaya başlanmıştır. PIR algılayıcılar
gecikme ya da hassasiyet için herhangi bir kontrol içermezler. Bu
yüzden gerçek hayatta diğer algılayıcılara göre oldukça elverişli
kullanılabilirler.
Mutlak sıfırın (eksi 273°C)
üstünde sıcaklığa sahip her nesne bir elektromanyetik ışıma
yayar. Yayılan bu ışımanın miktarı ve dalgaboyu, nesnenin sıcaklığına
bağlı olarak değişir. Özel bir nesnenin yayılganlığı, basit bir
varsayım altında, aynı sıcaklıkta çalışan mükemmel bir yayma
kaynağınınkine eşittir. Dalgaboyuna göre yayılması değişen, pek
90k sıradan nesne ve insanlar, görülebilen ışık sınırı ile 10
mikrometre arasında kızıl ötesi ışınlar yayarlar. Bu sayede, bu sınırlar
arasında kalan kızıl ötesi yayılmayı ölçebilen bir algılayıcı,
istenen nesnelerin durumlarını kontrol edebilmek amacıyla sıcaklıklarındaki
değişmeleri algılayabilir.
Önceleri sıklıkla kullanılan sesötesi, mikrodalga ya da
radyo dalga algılayıcılarının hepsi aktiftiler. Yani algılama
yapabilmek için bir alıcı ve bir vericiye sahip olmaları ve bu iki
ünite arasındaki değişiklikleri algılamaları gerekiyordu. Oysa PIR
algılayıcılar pasiftir. Algılamayı doğrudan hırsızdan gelen işaretlere
göre yaparlar.
PIR Algılayıcıların
avantajları:
1. Kurulumu
oldukça kolaydır. Diğer hareket algılayıcılarına göre çok az akımla
sürülürler.
2. Camdan
geçen herhangi bir sızıntıdan etkilenmezler, camla ya da yapı
malzemeleriyle kapalı mekanlarda kullanılabilirler.
3. Bir
alan içinde farklı noktalarda kullanılabilirler ve birbirlerini
etkilemezler.
4. Sarsıntılı
ya da gürültülü duvar ve kapılardan çok az etkilenirler.
5. Yapılarında
modern algılayıcılar
ve mikroişlemci
tabanlı elektronik kullanıldığından oldukça
güvenilirdirler.
6. Çabucak sökülüp yeniden kullanılabilirler.
7. Sıcak, soğuk ya da normal seviyeli bir hava akımından etkilenmezler.
PIR algılayıcılar çok ani
sıcaklık değişimi yaratacak ısıtıcı ya da ışık kaynaklarının
doğrudan etkisi altında kalmamalıdır. Bu algılayıcıların önüne
yerleştirilen maskeler sayesinde belirli açılar ve belirli uzaklıklardan
gelen işaretleri algılayabilmesi sağlanmıştır. Kurulum esnasında
bu maskelerin tipi kurulumun yapılacağı yere göre seçilmelidir.
1.
8.
ALGILAYICILARIN
KARŞILAŞTIRILMASI
Tablo1.1 'de algılayıcıların seçimi ve konumlandırılmasında etkisi
olan sorunların bir karşılaştırılması yapılmıştır. Yanlış
alarmlardan sakınmak için yapılması gereken en önemli şey uygun
algılayıcı seçimidir.
Mikroişlemcilerin ucuzlamasıyla, farklı algılama yöntemleriyle oluşturulmuş
tümleşik sistemlerin kullanımı da yaygınlaşmıştır. Akustik algılayıcılar,
cam kırma algılayıcıları, titreşim algılayıcıları, yangın ve
duman algılayıcılar muhtemelen gelecekte birleşip, toplam güvenlik
algılayıcılarını oluşturacaklardır.
Tablo 1.1. Algılayıcıların
çeşitli etkenlere göre karşılaştırılması
|
Yanlış Alarm Kaynağı |
Temel PIR |
Temel Sesötesi |
Temel Mikrodalga |
İkili PIR Sesötesi |
İkili PIR Mikrodalga |
|
Sarsıntı
Sıcaklık Sıcak
Noktalar (radyatör,güneş alan bölgeler) Doğrudan
algılayıcıya güneş ışığı gelmesi Nem Yumuşak
giysiler Küçük
hayvanların algılanması Duvarın
yada camın içinden algılama Hava
akımı Sesötesi
gürültülü ziller,kırılmalar vs. Hareket
eden makinalar,fan bıçakları vs. Plastik
borulardan su akışı Floresan
lambalar Karşılıklı
etkileşim Çatıya
ağır yağmur yada dolu yağma etkisi |
4 2 2 1 5 5 2 5 4 5 4 5 5 5 5 |
2 4 5 5 4 2 1 5 1 2 2 5 5 5 4 |
1 5 5 5 5 4 1 1 |